TÜRMOB Genel Kurulu'nda Oda Başkanımız Vedat Adak'ın Konuşması

TÜRMOB Genel Kurulu'nda Oda Başkanımız Vedat Adak'ın Konuşması

15-16 Ekim 2016 tarihlerinde, Ankara'da yapılan TÜRMOB 22. Olağan Genel Kurulu'nda Oda Başkanımız Vedat Adak konuşma yaptı. Konuşmasının tam metni:

"Değerli Arkadaşlar,

Sözlerime geçen yıl 10 Ekim’de Ankara’daki hain saldırıda yitirdiğimiz başta Karşıyakalı meslektaşımız Ayşe Deniz olmak üzere tüm barış ve demokrasi şehitlerimizi saygıyla anarak başlamak istiyorum.

Sevgili arkadaşlar 15 Mayıs 2016 tarihinde İzmir SMMMO’nun 22. Olağan Genel Kurulu’nu gerçekleştirdik. Genel Kurulumuzda önümüzdeki zorlu çalışma döneminin yükünü omuzlayacak olan kurullarımızı belirledik. Çalışma programımızı ve yol haritamızı üyelerimizle birlikte oluşturduk.

Genel Kurulumuz, başkanlık sisteminin ilan edildiği, halka karşı katliamların arttığı, laikliğin tehdit altında olduğu, kadın ve çocuk istismarının yaygınlaştığı, din esaslı toplumsal düzenlemelere zemin hazırlandığı, doğal, tarihi ve kültürel varlıklarımızın fütursuzca talan edildiği, iş cinayetlerinin arttığı, işsizliğin ve yoksulluğun hat safhalara ulaştığı günlerde yapılmıştı.

Bugün Genel Kurulumuzun üzerinden beş ay geçmiştir. Genel Kurulumuzdan bu yana ülkemizde yaşanan olağanüstü gelişmeler, bugün bizleri, daha vahim bir tablo ile karşı karşıya bırakmıştır. Terör saldırıları ve katliamların olağanlaştırılmaya çalışıldığı ülkemizde 15 Temmuz kanlı darbe girişimi siyasi iktidar tarafından OHAL ile taçlandırılmıştır. Halkımız ve meslektaşlarımız için daha da ağırlaşan sosyal ve ekonomik koşullarda Oda Yönetim Kurulumuz, ülkemizin bu kritik döneminde önemli mesleki ve toplumsal sorumluluklar üstlendiğinin bilinciyle çalışmalarını sürdürmektedir.

Bu bilinçle, ne darbelere ne diktalara boyun eğmeyeceğimizi, her zaman tam bağımsız demokratik Türkiye için çalışacağımızı bir kez daha ifade etmek istiyoruz. OHAL uygulamalarına, KHK’lara, kamuda görevden almaların cadı avına dönüşmesine, tüm anti demokratik uygulamalara, ülkemizin içine sokulduğu şiddet, terör ve savaş girdabına, çalışanların kazanılmış haklarının bir bir yok edilmesine karşı mücadele etmeye devam edeceğiz.

Mesleki ve toplumsal sorumlulukları bir bütün olarak görerek, hukukun ve bilimin üstünlüğüne inanarak, Cumhuriyeti, demokrasiyi, laikliği, barışı, eşitliği, özgürlüğü ve adaleti, bugünkü tarihsel koşulların gerektirdiği şekilde savunacağız.

Meslek odamıza ve meslek alanımıza yasa yoluyla yapılmak istenen saldırılara karşı savaş vereceğiz.

Meslek onurumuzu korumak ve yükseltmek, meslek alanımıza sahip çıkmak, mesleki bilgi ve birikimimizi toplum yararına kullanmak için çalışacağız. Çalışma alanları yok edilen, ücret politikasızlığının mağduru olan meslektaşlarımızın haklarını savunmak, baskı, sürgün ve siyasi kadrolaşmaya, haksız işten çıkarmalara dur demek için mücadele edeceğiz.

Gelinen süreçte ekonomide de görünüm hiç farklı değil;

Genel Kurulumuz dünya ve ülkemizi sarsan büyük bir kriz ortamında ve bu krizin ekonomik ve sosyal yaşamda açtığı tahribatın gölgesinde gerçekleşiyor. Gelir dağılımının dünya ve ülke ölçeğince yarattığı uçurum yoksulluğu ve yoksunluğu tırmandırıyor, işsizlik oranları büyüyor, istihdam hacmi daralıyor. Pek çok işyeri kapanıyor, işsiz kalanların sayısı artık milyonlarla ifade ediliyor.

24 Ocak 1980 ekonomik kararları ile başlayan özelleştirme, serbestleştirme uygulamaları, iş yaşamını kuralsızlaştırıyor, eğitimden sağlığa, ulaşımdan altyapıya kadar kamusal hizmetleri ticarileştiriyor, ülke sanayisi ve tarımı tasfiye edilerek her alanda dışa bağımlı hale getiriliyor.

Ülkemizde büyümenin lokomotifi üretim değildir, büyüme dış kaynak ile finanse edilmektedir. Özel sektör dış borcunun milli gelire oranı bizim kategorimizde yer alan ülkeler arasında en yükseklerde seyretmektedir. Kredi kartı sahiplerinin sayısı nüfusun iki katına çıkmıştır.

Bizler, insanımızı düşürdüğünüz bu sosyal ve ekonomik açmazdan çıkmanın yollarını biliyoruz;

Yoksulluğu sadece iktidarda kalmanın ve benimsediği yaşam tarzının yaygınlaştırılmasının güvencesi görenlere karşı, kayıtsız şartsız sosyal devleti savunmalıyız.

Yan yana durmak, inatla, ısrarla, farklılıklarımızı zenginlik kabul ederek bir arada yaşama kültürümüzü yaşatmalıyız.

Gelinen süreçte ülkenin kaderini bizlerin enerjisi ve mücadele azmi belirleyecektir.

Yeni dönemde özlemini duyduğumuz daha güçlü, demokratik ve katılımcı Odalar için; Başkan merkezli örgütlenme anlayışını, herkesin marifet ve maharetini organlar üzerinden ortaya koyduğu anlayışa dönüştürmeliyiz.

Ledric Dumant; “Öyle horozlar vardır ki güneş onlar öttükleri için doğuyor sanırlar” diyor.

Biz olduğumuz için güneş doğuyor, biz varsak muhasebecilik ve mali müşavirlik var, biz varsak TÜRMOB var, biz yoksak gerisi tufan anlayışında olanları, kerameti kendinden menkul, her şeyi ben bilirim diyen, bu örgütü şahsi mal varlığıymış gibi gören kibirli tavrı ret etmeliyiz.

Hangi ideolojiye, hangi gruba mensup olursa olsun herkesin emeğinden, birikiminden, tecrübesinden ve en önemlisi cesaretinden faydalanmalıyız.

Mesleğimizle ve Odalarımızla ilgili kararları herkesin fikrini alarak, danışarak, birlikte değerlendirerek, gözden geçirerek almalıyız.

Sistemin yarattığı bireysel egoları sayesinde, her fırsatta dillerinden düşürmedikleri büyük lafları ile kişisel kariyer planlarını gölgeleyen ve gizleyenlerin, gölgelemeye çalıştıkları o sakat anlayışın mesleğimize ve örgütümüze bugüne kadar vermiş oldukları zararın farkında olmamalarına imkan yok.

Farklı ortamlarda bilgi kirliliği yaratarak, koltuk sevdası ile muhalefet yaptıklarını sanan insanların, Odamızın demokratik ortamlarında mücadele etme cesaretini gösteremeyenlerin, nispi temsil ucubesinden cesaret alarak yaptıkları sözde muhalefetin kime hizmet edeceği açıktır.

“Ben” değil “Biz” dememiz gerektiğini, meslektaşımız ve mesleğimizin geleceği için bu görevlere talip olduğumuzu unutmamak gerekmektedir.

Bu nedenle; kariyerizme ve elitizme değil alın terine prim vermeliyiz. Mücadele edeceğimiz bir zeminin tamamen ortadan kalkmaması için kolektif iradeyi ortaya koyabilmeliyiz. Oda süreçlerinde birlikte üretmenin ve birlikte yönetmenin koşullarını yaratmalıyız.

Son söz olarak; Her yeni güne “Yinelenen” değil, “Yenilenen” mücadele azmi ve yaklaşımı ile,

Birliğimizin 22. Olağan Genel Kurulu’nun coşkulu ve başarılı bir demokrasi şöleni olacağı inancımı paylaşıyor, ülkemiz, halkımız, mesleğimiz ve meslektaşlarımız için umut olmasını diliyorum.

“Ya ümitsizsiniz ya da ümit Sizsiniz” diyor, hepinizi şahsım ve Kurullarım adına saygıyla selamlıyorum."